SİYASET
Giriş Tarihi : 26-06-2026 16:08   Güncelleme : 26-06-2026 16:19

CHP'nin Krizi mi, Cumhuriyet'in Yeniden Kuruluşu mu?

CHP'nin Krizi mi, Cumhuriyet'in Yeniden Kuruluşu mu?

 

Türkiye yine bir siyasi tartışmanın ortasında.

Bir tarafta CHP kurultayı, mutlak butlan kararları, parti içi mücadeleler ve yargı süreçleri; diğer tarafta iktidar-muhalefet gerilimi, ekonomik sıkıntılar ve dış politikadaki belirsizlikler...

Gündemi takip eden vatandaş doğal olarak şu soruyu soruyor: "Ülkenin bunca sorunu varken neden herkes CHP'yi konuşuyor?" Aslında konuşulan yalnızca CHP değildir. Konuşulan şey, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin hangi yöne gideceğidir. Bu nedenledir ki, mesele bir partinin iç meselesi olmaktan çoktan çıkmıştır.

Bir Parti Tartışmasının Ötesi

CHP sıradan bir siyasi parti değildir. ‘CHP öksürürse, Türkiye Hasta olur’. CHP, Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde devletin siyasal taşıyıcısı olmuş, Türkiye'nin modernleşme tarihinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu nedenle CHP'de yaşanan her kriz, ister istemez daha büyük soruların tartışılmasına yol açmaktadır. Bugün yaşanan tartışmaların merkezinde şu aşağıdaki sorular bulunmaktadır.

*Cumhuriyet nasıl bir yön izleyecek?

*Demokrasi hangi kurallar üzerine inşa edilecek?

*Devlet ile yurttaş arasındaki ilişki nasıl kurulacak?

*Türkiye Batı, Doğu ve kendi tarihsel birikimiyle nasıl bir denge kuracak?

Bir başka temel soru da şu: Sorun CHP'nin İçinde mi, Türkiye'nin Yapısında mı? Konuyu parti içi rekabet ya da parti içi kavga olarak değerlendirmek, hem yetersiz ve hem de kolaycılıktır. Çünkü Türkiye'de yalnızca CHP değil, devlet kurumları, ekonomi, eğitim sistemi ve toplumsal yapı da ciddi bir dönüşüm yaşamaktadır. Son kırk yılda; Ekonomik model, Devletin işleyiş biçimi, Siyasal sistem ve Toplumsal beklentiler değişti. Ancak değişmeyen bir şey var; toplumun adalet, liyakat ve güven talebi.

Bugün vatandaşın en büyük sorunu hangi partinin kazandığı değil, devlet kurumlarına olan güveninin azalmasıdır.

Atlantik Sistemi Tartışması ve Türkiye

Son yıllarda sıkça duyduğumuz bir başka tartışma da Türkiye'nin uluslararası konumudur. Bazı çevreler Türkiye'nin Atlantik sisteminden uzaklaştığını savunuyor. Bazıları ise bunun bir kopuş değil, yeni bir denge arayışı olduğunu düşünüyor.

Gerçek şu ki; Türkiye ne tamamen Batı'dan kopmuş ne de tamamen farklı bir eksene yönelmiştir.

Türkiye'nin önündeki temel mesele, dış politikada hangi blokta yer alacağı değil, içeride nasıl güçlü bir hukuk devleti ve üretim ekonomisi kuracağıdır. Güçlü devletler dış politikalarını içerideki kurumsal güçlerinden alırlar; çünkü, zayıf kurumlar üzerine büyük ve güçlü dış politika inşa edilemez.

Asıl Çatışma: İktidar Mücadelesi mi, Cumhuriyet Tasavvuru mu?

Bugün yaşananları yalnızca siyasi aktörlerin rekabeti olarak okumak eksik olur. Asıl tartışma farklı Cumhuriyet tasavvurları arasındadır.

Bir anlayış; Merkeziyetçiliği, Güçlü yürütmeyi ve Güvenlik eksenli yönetimi öne çıkarıyor.

Diğer bir anlayış ise;  Kuvvetler ayrılığını, Katılımcı demokrasiyi ve Yerel yönetimlerin güçlendirilmesini savunuyor. Tartışmanın özü budur, öncelikle bu konuda bir karar vermek gerekir.

 CHP'nin Önündeki Tarihsel Sınav

CHP'nin bugün karşı karşıya olduğu sorun, önceki yazılarımda da ifade edildiği  gibi bir genel başkanlık sorunu değildir. Asıl sorun şudur:

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında CHP neyi temsil edecektir?

Eğer CHP yalnızca iktidara karşı çıkan bir muhalefet partisi olarak kalırsa, tarihsel rolünü yerine getirmekte zorlanacaktır. Fakat; Demokratik hukuk devletini, Üretim ekonomisini, Bilimsel eğitimi, Sosyal adaleti ve Yurttaş merkezli yönetimi savunan yeni bir siyasal program ortaya koyabilirse, yalnızca kendi krizini değil, Türkiye'nin geleceğine ilişkin tartışmaları da etkileyebilir.

Yeni Bir Yurttaşlık Kültürüne İhtiyaç Var

Türkiye'nin sorunu yalnızca ekonomi değildir. Yalnızca siyaset de değildir. Asıl sorun, ortak yurttaşlık bilincinin zayıflamasıdır. Oysa güçlü toplumlar; farklılıklarını düşmanlık nedeni yapmayan, hukuka güvenen, ortak çıkar etrafında birleşebilen toplumlardır. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir kutuplaşma değil; yeni bir yurttaşlık sözleşmesidir.

Sonuç: CHP'deki kriz geçecektir. Bugünkü siyasi aktörler değişecektir. İktidarlar da muhalefetler de zaman içinde dönüşecektir. Fakat Türkiye'nin önünde duran temel soru varlığını sürdürecektir:

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında devlet kimin için ve nasıl yönetilecektir?

Eğer bu soruya; Özgür birey, Bilgi toplumu, Ortak payda/Karşılıklı yarar ilkesi, Üreten ve sürdürülebilir ekonomi, Demokratik devlet,  Etkin yurttaşlık, Hukukun üstünlüğü, Bilimsel eğitim, Toplumsal dayanışma, Barış kültürü ve Demokratik katılım temelinde cevap verebilirsek; yalnızca bir partiyi değil, Cumhuriyet'in kendisini güçlendirmiş oluruz. Çünkü Cumhuriyet, belirli bir partinin değil; ortak geleceğini özgürlük, adalet ve akıl üzerine kurmak isteyen bütün yurttaşların eseridir. 

Bunlar bir araya geldiğinde yalnızca siyasi eleştiri değil, alternatif bir toplumsal model önerisi ortaya çıkıyor. 

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına girerken Türkiye'nin önündeki temel soruların şunlar olduğunu düşünüyorum:

  • Devlet ile yurttaş arasındaki ilişki nasıl yeniden tanımlanacak?
  • Hukuk devleti nasıl güçlendirilecek?
  • Üretim ve bilim temelli kalkınma nasıl sağlanacak?
  • Toplumsal kutuplaşma nasıl giderilecek ya da azaltılacak?
  • Farklı kimlikler ortak bir yurttaşlık paydasında nasıl buluşacak?
  • Demokrasi yalnız seçimlerden ibaret olmaktan nasıl çıkarılacak?

Devletin ve siyaset kurumunun, üniversitelerin, sendikalar/ticaret ve sanayi odalarının, meslek örgütlerinin gündemi bu konular olmalı; kendi öznel gündemlerini ve çözümlerini bu sorunların içinde aramalıdırlar.

 Bir fikir yalnız bugünü açıklıyorsa yorumdur; hem bugünü açıklıyor hem de yarın için yön gösteriyorsa projedir.

AlparslanAlparslan